Modern İnsan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Modern İnsan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ağustos 2007 Salı

Ben Tarikatı

Günümüz Türkiye'sinde gazetecilerden oyunculara, politikacılardan işadamlarına kadar pek çok insan "ben tarikatı"nın müridi. Bu insanlar kendilerine tapınmayı var olma sebebi haline getirmiş durumdalar. Onlara kalırsa hayatın asıl amacı, ne pahasına olursa olsun, başarmaktır. Başarabilenler, hak ettikleri için başarmıştır. Başaramayanlar ise zaten yeteneksiz ve hak etmemiş insanlardır. "Ben tarikatı"nın müridanı, kendilerini her dem yeniden pazarlama hevesindedir. Gazetelerin magazin sayfalan, bu itibarsız şöhretlerin şişmiş egolarıyla dolu.
Modern dünyada başarının her şeyi meşrulaştıran bir işlevi var. Kişi başarı merdivenlerini tırmanmışsa, oraya hangi yöntemleri kullanarak ulaştığı sorgulanmıyor. Başarının bireye kendisini diğer insanlardan üstün görme hakkı verdiği kabul ediliyor. Benlikleri kutsamanın en önemli vasıtalarından biri başarı. Ama neyi başarmak? İyi bir bilim adamı olmanın, hayırseverliğin veya dürüst bir yurttaş olarak kalmanın günümüz Türkiye toplumunda şöhret, para ve iktidara tahvil edilebilir bir tarafı yok. Başarı, günümüz Türkiye'sinde şöhret, para ve iktidarın kapılarını açabildiği sürece anlamlı.
Başarının güncel tanımlanma biçimiyle ilgili olarak şöyle bir sorun var: insanlar topluma, kültüre, insanlığa sunabildikleriyle değil, kendilerine sunabildikleriyle başarılı sayılıyor. O yüzden ünlü ekran yüzlerini, cemiyet sayfası gediklilerini, bir sosyal sorunun çözümünde öncülük ederken göremiyoruz. Onlara para ve itibar olarak geri dönmüyorsa neden değerli vakitlerini heba etsinler, değil mi?
Günümüzde benliğin kendisi, tek başına bir değer sağlayıcı haline geldi. "Benim için iyi olan, iyidir" diyoruz. Bir dünya görüşüne, bir dine, bir anlam çerçevesine atıf yapmamıza gerek yok. Kişisel çıkarlarımıza hizmet ediyorsa, ahlakın genel kurallarından bağımsız olarak, o şey iyi sayılıyor. Benliğin üstünde bir ahlaki otorite yoksa, bireyin teslim olacağı bir ahlak kodu yürürlükte değilse, o zaman kişinin toplumsal faydayı değil de kişisel faydayı yeğlemesi meşruiyet kazanıyor. Dostoyevski'nin bilinen cümlesiyle söylersek, "Tanrı yoksa her şey mubahtır". Doğru ve yanlış, iyi ve kötü hakkında nesnel ölçütler ortaya konulamıyorsa, o zaman herkes kendi benliğini kendisine rehber edinecektir. Ahlak artık kişisel bir sorun ve bireysel bir karardır.
İnsanın "kendisini tavaf eden hacı" olduğu bir zamanda, ilişkiler de kısa ömürlü ve yüzeysel. Coğrafi hareketlilik mekâna sadakati ortadan kaldırıyor, insan ilişkilerinde diğerkâmlık ve sadakat mumla aranıyor. Güven aşınıyor. Sadece kendi benliklerini referans alan insanlar, bir diğerine şüpheyle bakıyor. "Beni kullanmak istiyor olmasın? Beni sömürerek kendisine menfaat sağlayacak olmasın?" tarzı şüpheler, dostluk ve dayanışmanın altını oyuyor. Hiçbirimiz karşımızdaki insanın aklını okuyamayız. Ama toplumsal hayat asgari bir güven duygusuna gereksinir, diğer insanların iddia ettikleri ve göründükleri kişi olduklarına inanmamızı gerektirir. Sağlıklı bireyler olmak için başkalarına ve dünyaya karşı temel bir güven duygusu geliştirebilmemiz icap eder. Maalesef günümüzün ruh iklimi fazlasıyla karamsar, duygusuz ve şüpheci. Hayatın sunduğu yegâne armağanın "dünyevi zevkler" olduğunu düşünen "ben tarikatı" üyeleri, yabancılaşmanın öncü kuvveti olarak, "anlam krizi"ni tırmandırıyor. Altmışlı yılların dünyayı değiştirebileceğine inanan iyimser insanlarının yerini, iki binli yıllarda şüpheci, ümitsiz, bitkin ve karamsar bir kuşak almış durumda. Kendi hayatını efsaneleştirerek, kendi benliğine tapınarak anlam buhranına çare arayan bir kuşak karşısındayız. Hayat "ben"le başlıyor ve "ben"le nihayet buluyor. Güven, inanç ve imanın bittiği bir noktada îslamcısından solcusuna, Atatürkçüsünden sağcısına dek "dava delisi" insanlar kayıplara karışıyor ve insanlar bir üst kimlik olarak "ben tarikatı"nda buluşuyor. Geçmişin kesin inançlıları, bugün para, şöhret ve iktidar olarak geriye dönecek bir başarının izini sürüyor.
Katı olan her şey buharlaşıyor.
Ben Tarikatı, Doç. Dr. Kemal Sayar, Aktüel Dergisi, Sayı:67 / 19-25 Ekim 2006, s.43.

28 Haziran 2007 Perşembe

Tasavvuf

Tasavvuf İslam'ın kalbinde yatar; onun deruni boyutudur. O Allah'ın yaktığı bir lamba gibidir, Müslümanlardan sayısız ruhu ve çok sayıda nesli ışığıyla aydınlatan ve kıyamete kadar da aydınlatacak olan bir lamba. Islâm tarihi boyunca her döneme uygun olmus ve gelecekte de böyle olmaya devam edecek.(Prof. Dr. Seyyid Hüseyin Nasr)

http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=268866

Modern ve entellektüel insanın hayatı sorgulaması maddi/sosyal anlamda doygunluğa ulaşınca kronik duruma gelebilir. Eğer modern insan sorularına gerçek anlamda cevap bulamaz ise yani hayatın anlamını "kendisi" kesf edemezse bugün batılı bir çok ülkede olduğu gibi ruhsal bunalım içine girebiliyor. Bu noktada tasavvuf yardımcı olabilir.

Tasavvufun kökeninde Hinduizmin, Samanizmin ve Orta Asya kökenli bir takım inançlar yoktur. Hiç bir tasavvufi kaynakta referans olarak bu inançların gösterildiğini göremezsiniz. Tasavvuf
ögretisi içinde de Asya kökenli inançlarla benzerlik gösterecek herhangi bir davranış/ibadet v.b. de bulunmaz. Benzerlik iddiası bazı batılı araştırmacıların kendilerince yorumu olabilir ancak...

Tasavvuf ile Asya kökenli inançlarin benzerliği dinlerin, insanların ya da insanların içlerindeki inanma ihtiyacının benzerliği gibidir aslinda. Başka bir açıklama ise dünyaya gönderilen 124 bin Peygamberin aşıladığı fikir ve bilgilerin zaman içinde değişmesi ancak köken itibariyle aynı olmasından dolayı ABD'deki Kızılderelilerden, Amazon yerlilerine, Budistlere, Hrıstiyanlara ve Müslümanlara kadar benzer fikir ve anlayışların var olması da olabilir.

Hayatın anlamı nedir? Ben (insan) kimim? Kendimi nasıl tanırım?Allah kim/ne? Allah'ı nasıl tanırım?Şüpheden nasıl kurtulurum? Evet bu tür soruların cevabını bulmada kullanılabilecek, imani, sadece bir fikir ya da aklı çıkarımdan ziyade bireylerin kendi kendilerine
isbat etmelerine sağlayabilen yöntemlerden biridir tasavvuf. Gerçekten de tasavvuf ile uğraşanlar bilirler elde edilen bilgi ve tecrübeler insanları dünyayı ve
varlıkları daha farklı algılama ve bilme noktasına getirerek farklı bir dünyanın kapısını açabilir.

Tasavvuf'un tanımı tarihi gelişimi v.b. konularda bilgi için

http://www.diyanet.gov.tr/turkish/weboku.asp?id=809&yid=33&sayfa=13
http://www.zaman.com.tr/?bl=yorumlar&alt=&trh=20060324&hn=268866

Tasavvuf ile ilgili derin araştırmalarda bulunmuş ve Nakşibendi tarikatı içinde de bizzat yaşamış kaynaklardan biri de herkesin daha çok şiirleri ile tanıdığı Necip Fazıl Kısakürek'tir.Kendini ve geçirdiği değişimi "O ve Ben" isimli kitabında anlatan Necip Fazıl Kısakürek tasavvuf içerikli çok sayıda kitap da yazmıştır. http://www.necipfazil.com/eserleri.htm

Tasavvuf hakkında bir kaç güzel kaynak ise;

*Müzekkin Nüfus(Nefisleri ARITICI), Esrefoglu Rumi, Insan Yayınları (Eşrefoğlu Rumi 1500'lü yıllarda yaşamıştır ve Hacı Bayram-ı Veli'nin damadıdır.)

*Tasavvuf Bahçeleri, Necip Fazıl Kısakürek, Büyükdoğu Yayınları

*Miftah'ul Kulub (Kalplerin Anahtarı), Muhammed Nuri Şemseddin
Nakşibendi,Huzur Yayınevi

*Rabıta-i Şerife, Necip Fazıl Kısakürek, Büyükdoğu Yayınları

Tasavvuf eleştirileri için ise aşağıdaki kitaplar okunabilir:

İslam Tasavvufunun Meseleleri, Prof. Dr. Erol Güngör,
Doğru Yolun Sapık Kolları, Büyükdoğu Yayınları, Necip Fazıl Kısakürek